17 Ağustos 1999’dan bugüne: 27 yılın deprem bilançosu
EKONOMİ17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. 17 bin 480 kişinin yaşamını yitirdiği, 23 bin 781 kişinin yaralandığı depremden bu yana Türkiye; Düzce, Bingöl, Van, Elazığ, İzmir ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerle sarsıldı. Deprem gerçeği değişmedi; değişmesi gerekenin ise yapı güvenliği ve afetlere hazırlık olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
17 Ağustos 1999 saat 03.02’de meydana gelen Marmara Depremi, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleştiği en önemli kırılma noktalarından biri oldu.
Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan deprem, yaklaşık 45 saniye sürdü. Resmi kayıtlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 23 bin 781 kişi yaralandı. Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ve çevresinde çok sayıda yapı yıkıldı veya ağır hasar gördü.
Deprem, Türkiye’nin afet yönetimi anlayışında da önemli bir dönüm noktası oldu. Afet ve acil durum yönetiminde koordinasyonun yeniden yapılandırılması amacıyla 2009 yılında AFAD kuruldu ve risk yönetimi anlayışı daha fazla öne çıkarıldı.
Ancak 17 Ağustos’tan sonra yaşanan büyük depremler, Türkiye’nin deprem gerçeğinin hâlâ değişmediğini gösterdi.
27 yılda binlerce can kaybı
17 Ağustos 1999’un ardından yaşanan önemli depremler ve can kayıpları şöyle:
12 Kasım 1999 – Düzce: 7,2 büyüklüğündeki depremde 894 kişi hayatını kaybetti.
1 Mayıs 2003 – Bingöl: 6,4 büyüklüğündeki depremde 176 kişi yaşamını yitirdi.
23 Ekim ve 9 Kasım 2011 – Van: İki büyük depremde toplam 644 kişi hayatını kaybetti.
24 Ocak 2020 – Elazığ: 6,8 büyüklüğündeki depremde 41 kişi yaşamını yitirdi. 584 bina yıkılırken, 6 bin 851 bina ağır hasar gördü.
30 Ekim 2020 – İzmir: 6,6 büyüklüğündeki depremde 117 kişi hayatını kaybetti, 1.032 kişi yaralandı.
6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş merkezli depremler: Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki deprem, 11 ili ağır şekilde etkiledi. Resmi verilere göre 53 bin 697 kişi hayatını kaybetti.
Depremi önleyemeyiz, afete dönüşmesini önleyebiliriz
Aradan geçen 27 yıl, Türkiye’nin deprem tehlikesini ortadan kaldırmadı. Aksine yaşanan her büyük deprem, yapı güvenliğinin ve risk azaltma çalışmalarının önemini yeniden ortaya koydu.
Depremi önlemek mümkün değil. Ancak depremin afete dönüşmesini önlemek mümkün.
Bunun yolu ise yalnızca yeni binalar inşa etmekten değil, mevcut riskli yapı stokunun güvenli hale getirilmesinden geçiyor.
Kentsel dönüşümün; vatandaşın mülkiyet hakkını koruyan, ekonomik olarak ulaşılabilir, şeffaf, bilimsel esaslara dayanan ve kamu denetimini esas alan bir anlayışla yürütülmesi gerekiyor.
27 yıldır toplanan kaynak
17 Ağustos 1999 sonrasında kamuoyunda “deprem vergisi” olarak bilinen Özel İletişim Vergisi uygulamaya konuldu ve daha sonra kalıcı hale getirildi.
TBMM kayıtlarında, 1999’dan 2024 yılı sonuna kadar Özel İletişim Vergisi tahsilatının 142 milyar 424 milyon TL’ye ulaştığı belirtiliyor.
Bu noktada vatandaş adına yanıtı beklenen soru ise açık:
Bu kaynağın ne kadarı deprem riskinin azaltılması için kullanıldı?
Riskli yapıların dönüştürülmesine, altyapının güçlendirilmesine ve yeni depremlere hazırlık çalışmalarına ne kadar kaynak ayrıldı?
Ve 27 yılın sonunda bunun vatandaşın görebileceği somut karşılığı nedir?
Bu sorular yalnızca siyasi bir tartışmanın konusu değil. Türkiye’nin deprem gerçeği karşısında milyonlarca insanın geleceği açısından yanıtlanması gereken sorular olarak öne çıkıyor.
Asıl mesele mevcut yapı stoku
1999’dan sonra deprem yönetmelikleri değişti, afet yönetimi yeniden yapılandırıldı ve AFAD kuruldu. Risk azaltma anlayışı da afet yönetiminin önemli unsurlarından biri haline geldi.
Ancak 2020 İzmir ve özellikle 6 Şubat 2023 depremleri, yapılması gerekenlerin henüz tamamlanmadığını gösterdi.
Artık yalnızca yeni ve güvenli binalar yapmak yeterli değil. Asıl mesele, mevcut riskli yapı stokunun tespit edilmesi ve güvenli hale getirilmesi.
Çünkü deprem anında yaşanan can kayıplarının önemli bir bölümünü depremin kendisinden çok, dayanıksız yapıların yıkılması oluşturuyor.
“Deprem bir gün mutlaka gelecek”
İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği (İZDEDA) Başkanı Haydar Özkan da 17 Ağustos’un 27. yılında deprem gerçeğinin yalnızca anma günlerinde hatırlanmaması gerektiğine dikkat çekiyor.
Özkan’ın değerlendirmesine göre depremi durdurmak mümkün değil ancak binaların yıkılmasını, insanların enkaz altında kalmasını ve ailelerin yok olmasını büyük ölçüde azaltmak mümkün.
Bu nedenle deprem olmadan önce harekete geçilmesi, riskli yapıların dönüştürülmesi ve toplumun afetlere hazırlanması gerekiyor.
17 Ağustos 1999’da hayatını kaybedenler, 27 yıl sonra bir kez daha anılıyor.
Ancak 17 Ağustos’un bıraktığı en önemli mesaj yalnızca geçmişi hatırlamak değil, gelecekte yaşanabilecek depremlere hazırlanmak.
Deprem bir gün mutlaka gelecek. Asıl soru, Türkiye’nin o güne ne kadar hazır olduğu.
17 Ağustos 1999’da hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz.
İlginizi Çekebilir