Torku Termik Santrali'nde işten çıkarmalar ve ücretsiz izin uygulamalarına karşı direniş çadırında bekleyen işçiler, TES-İŞ Genel Başkanı İrfan Kabaloğlu'nu sert sözlerle karşıladı. İşçilerin "Eve ekmek götüremiyoruz" feryatlarına Kabaloğlu'nun "Ekmek her şey" yanıtı dikkat çekti. Bir işçinin "Sigara almak için çocuğumun kumbarasını patlattım" sözleri ise duygu dolu anlar yaşattı.
TES-İŞ Genel Başkanı İrfan Kabaloğlu, TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyor. Soma'da, Torku Termik Santrali'nin yanındaki direnen çadırdaki işçiler yaşanan süreci anlattı.
"Arkadaşlarım, meslektaşlarım. Çünkü ben de eski bir termik santralciyim. Değerli arkadaşlar, burada herkesi getirmeye kalkarsak... Onu bir sandalyenin üzerine kaldırsanız ya da bir masanın üzerine koysanız... Sandalyenin üstüne. Al gel, al gel abi. O tarafı açıyor.
Evet değerli arkadaşlar, hepimizi getirmeye, suçlamaya kalkarsak burada her şeyi konuşabilirim. Ama ben hayatım boyunca gerçeklerle yaşadım. Bu gerçekleri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Dün neydik? Bugün ne yaptık? Ne idik? Yarın ne yapacağız? Bütün bunları burada sizinle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, zaten bu santrallerin özelleştirilmesiyle başladı esasında sorun. Bunu hepimiz biliyoruz. Bu gerçeği hepimiz biliyoruz. Birçoğunda bu sorunları yaşıyoruz. Yatağan'da, Kemerköy'de, Yeniköy'de yaşadık. Kütahya'da yaşadık. Şimdi burada yaşıyoruz. Kangal'da da yaşıyoruz.
Devletteyken böyle sıkıntılarımız yok. Çünkü o zaman tek elden yönetiliyordu bu enerji. Fiyatlarını devlet belirliyordu. Şimdi rekabet oluştu. Bu rekabetten dolayı da maalesef bazı santrallerimiz zarar eder noktaya geldi.
Şimdi santrali alanları suçlasak çok haklı değiliz. Haklı olamayız. Peki bu piyasayı bu duruma getirenleri suçlasak, burada da çok haklı değiliz. Çünkü 'almasalardı' diyebilirler. Bu santrala altı yüz elli milyon dolar para vermiş adam. Yani bir düşünün, altı yüz elli milyon dolara bir santral satın almışsın. Neyi ödememiş? Kömürün parasını ödememiş. Devlete olan parayı ödememiş. Dört yıl, beş yıl boyunca devlete ödemediğin parayla santralı hâlâ çalıştırmıyorsan bunun da suçu... Bir gün bir borçtan alın geriye bakalım. Kimse bize borç verir mi?
Şimdi geldiğimiz noktaya baktığınız zaman, biz çalışıyoruz, biz üretiyoruz. Verilen işleri yerine getiriyoruz. Getirmiyor muyuz? Getiriyoruz. Burası emin olun bir tekstil sektörü olsaydı bugün bunları bile konuşamıyor olurduk. Çünkü zarar edip kapatır giderdi. Ama bu santral hem ülkemizi ilgilendiriyor, Soma'yı çok yakından ilgilendiriyor. Aynı zamanda maden ocaklarını ilgilendiriyor. Yani bu bölgeye, hem ülkemize can veren, ekonomisine katkı koyan çok önemli bir değer.
Hele bu en son yaşadığımız savaşlardan sonra bizim yerli kaynakların ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anlıyoruz, biliyoruz zaten ama anlamayanların da anlaması gerektiğini düşündük. 'Senin kendi kaynaklarını kullanmadan dışarıdan ucuza mal alıyorum' diye politika yaparsak o iflas eder. Bir gün boğazları kapatırlar, bir gün hava yolunu kapatırlar, bir yolunu bulup kapatırlar, mazotsuz kalırsın, benzinsiz kalırsın. Tarımla ilgili ne varsa aklınıza ithal ediyoruz ya, onlarsız kalırsın. O yüzden bizim kendi yerli kaynaklarımızı bir kere kullanmamız lazım.
Burada da çok değerli bir kömür madeni var. Yani Soma'nın madeni çok değerli. Yani bunu Sivas'taki Kangal Termik Santrali'ndeki kömürle eş değer değil. Çok çok üstünde bir değeri olan kömür madenimiz var. Yani buralarda bunun çalışması var. Özel sektör çalıştırıyor. Ya burada yan tarafta özel sektör çalıştırıyor. Değil mi başkan? Biz de örgütlüyüz. Biz burada niye çalıştıramıyoruz? Burada ticari olarak, işletme olarak demek ki bir yanlışlar da var. Bu yanlışlar kimi etkiliyor? Başta çalışanı etkiliyor. Çünkü burada çalışan arkadaşlarımız dört ay boyunca burada çalışmadan ücret aldık ama açıkçası bu benim içime sinmedi. Biz çalışalım, üretelim, karşılığını alalım. Önemli olan bu.
Değerli arkadaşlar, geldiğimiz noktada Mustafa Başkan'la sürekli istişare hâlindeyiz. Öyle bir konu ki bu. Hani bir yere gitmeyle çözülecek bir konu değil. Gelirken bir arkadaşımız dedi ki: 'Bugüne kadar neredeydi, yani niye gelmedin?' dedi. Ben her gün buradayım esasında, kapı olarak. Belki haklı olabilir ama gösteriş olsun diye 'gideyim, gazlarını alayım'... Ben öyle bir adam değilim. Ama gece gündüz burayı düşünüyorum. Çünkü işsizliğin ne olduğunu ben biliyorum. Önünü göremeyen çalışan insanların, üyelerimizin ne düşündüğünü, çoluğunun çocuğunun geleceğiyle ilgili ne düşündüğünü ben biliyorum. O yüzden bu işleri hem bakanlık tarafında hem Cumhurbaşkanlığı tarafında takip ederek günü gününe Mustafa Başkan'la sürekli istişare hâlindeyim. Ama eğer 'niye' diye bir özür gerekiyorsa özür diliyorum. Ama mesele o değil. Önemli olan çözüme kavuşması.
Şimdi bugün geldiğimiz noktada da maalesef çok istediğimiz nokta değil esasında. Ama nereye doğru baktığımız zaman, bu santralın çalışması için var gücüyle her şeyi yapacağını söyleyen bir Enerji Bakanı var. Bakan Yardımcıları var. EÜAŞ Genel Müdürü var. Burası muhakkak çalışacak arkadaşlar. Belki bir sıkıntı yaşıyoruz, yaşayacağız ama uzun vadede burasını çalıştırma planları var. Ama devlet eliyle ama özel sektör eliyle burasını çalıştıracaklar. Ama hukuki bir takım engeller var. Çünkü santral varlığıyla satın alınmış. Varlığıyla satın alındığı için hakikaten 'buraya el koydum' diyemiyorsun hukuken. Altı yüz elli milyon dolar para yatırmış adam. Bugün yüz elli, iki yüz milyon dolar etmez diyorlar. Hep borcu var. 'Borcuna karşılık el koy' öyle olmuyor. Ama süreç şunu gösteriyor; bu santralın süreç içinde sürdürülebilir olması, burada hizmetin devam etmesi için bu santralı çalıştıracaklarını biliyorum. Bunu söyleyebilirim.
Ha, biz ne yaptık bu arada? Dedi ki: 'Bu arkadaşlar şu anda ücretsiz izne çıktı. Yarın diğerleri çıkacak. Ne olacak bu arkadaşlar? O zaman hep beraber çıkarız santraldan. Madem bize ihtiyaç yok. O zaman kapansın santral. Öyle mi yapalım?' dedik. 'Ya öyle yapmayın' dediler. Biz de bu süreci başkanla sürekli konuştuk. Dün bir teşvik için... Bunlara teşvik verilmiyor biliyorsunuz. Borcu olana teşvik yok. Teşvik için zaten on gündür bununla ilgili uğraşıyorum. Artık başka hiçbir şey yok. Yok, el değiştirmiyor çünkü kısa zamanda. Teşvik vererek bugün de prosedürler tam tamamlanmadı. Buradaki geçici arkadaşlarımızla, yani ücretsiz izne çıkan arkadaşlarımızı da çağıracaklar yakında. Teşvik verilmesini sağladım.
Şimdi siyasiler de var. Onlar da koşuyor, onlar da emek veriyor. Onları yermiyorum. Ama şunu söyleyeyim: Sadece biz değil, Soma'nın, Soma Halkı'nın, sivil toplum örgütlerinin, buradaki madencilerin, buradaki kooperatiflerin, sizlerin, bizlerin bir araya gelmeseydik bu olay buraya gelmezdi. Bunu bilin. Bu yüzden bir başarı varsa sizinle beraber Soma Halkı'nındır. Ben hepsine çok teşekkür ediyorum.
Arkadaşlar, yakından takip ediyoruz her şeyi. Emin olun şu anda Kangal Termik Santrali'nin durumu buradan daha iyi değil, hiçbir çözüm yok. Orada da işte maaşlarla ilgili sıkıntı var. Oranın şartları daha farklı. Ama buradaki en azından iki ay bir süreçte çözülmüş gibi görünüyor. Bu arada da burada çalışma devam eder. Çünkü hukuksal süreçler başlayacak ondan sonra. Ha, belki ben söylemek istemiyorum ama belki icra takibi başlayacak. O da bir süreç alır. Ama bu arada da buranın çalışması lazım. Bizim için önemli olan çalışmak. Bizim bir değer üretmek, ürettiğimiz değerlerden de hakkımızı zamanında almak. Bizim amacımız bu. Onu da yerine getirteceğiz. Biraz geç oldu belki ama başka çaremiz de yoktu. Bugüne gelinen noktanın sizlerin ve Soma Halkı'nın mücadelesiyle birlikte olduğunu unutmayacağız. Böyle pembe tablo çizmeye gerek yok. Ama şu var; biz işimize devam ediyorsak, tekrar devam edeceksek bu bizim için kıymetli diye düşünüyorum. Hepinize en içten saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. Sorusu olan varsa alabilirim. Teşekkür ederim."
İşçiler sordu: "Maaşlarımız ne olacak? Her şey devam edecek ya bizim maaşlarımız ne olacak?"
Genel Başkan: "Maaşlarınızı da verecekler. Söyle. Tamam. Şimdi bilin bunu. Gerçeklerle hareket etmeyi seviyorum diyorum ya. Şimdi teminat istediler... Devlet tarafı. Bunların teminatla ilgili sıkıntıları var. Çünkü bütün bankalarla sıkıntıları var. Onu çözmeye çalışıyorlar. Yani paraları hazır. Teminatta başka bir çözüm bulacaklar. O çözümle de bu bir iki gün içinde, önümüzdeki hafta içinde kesin çözülür. Ve maaşlarınızı da zamanında, yarım değil tam alacaksınız. Maaşlarınız bugün bir akşama kadar yetişebilir, yetişebilir. Şimdi az önce gelirken Torku'yla görüştüm. Ayrıca Zafer Bey ilgileniyor, Genel Müdür Zafer Bey'imiz. Zaten para hazır olduğu zaman hesaplara çabuk geçer. Burada tekrar ben Mustafa Başkan'a bilgi veririm. Bugün yetişir yetişmez ona emin değilim. Çünkü teminatla ilgili bir sıkıntı çıkmış. Devlet de teminatı her şeye karşılık veremiyorlar. Yarın buranın müfettiş incelemeleri var. Devletin parası kimsenin babasının malı değil. O yüzden ona uygun bir şekilde hareket ediyorlar. Ama bir gerçek var; o eski sıkıntımız kalktı. Maaşla ilgili yarım maaş... Zaten biz yarım maaş istemedik. Onu da söyleyeyim arkadaşlar. Yarım maaş biz istemedik. 'Verecekseniz tam verin, maaşımızı iki gün geç verin' dedik. Başkanla da konuştuk onu."
İşçi sordu: "Farklarla falan hepsi geriye dönük farkımız, ikinci taksit olan... Genel Başkanım."
Genel Başkan: "Ha şey diyorsun, sözleşmeden kaynaklı. Değerli arkadaşlar, buraya gelmişken sözleşmeden de bahsedeyim. Bu sözleşme öyle kolay olmadı. Başkan anlatmıştır. Biz bir sürü yerden de araştırdık. Sonradan bu duruma gelmeyi ben de doğrusu yadırgadım. Çünkü bizim sözleşmemiz o günün şartlarına göre iyi geçti. Yani ortalamamızın nereye geldiğini, yüzde kaça geldiğini başkan biliyor. Enflasyonun ne olduğunu, biz nereye geldiğimizi... Sonra bu durum yaşanınca ben de şaşırdım. 'Ya bunların paraları yoktu da bu zaman niye bize böyle kolay geçtik, farkları üçe böldüler, burada sıkıntılar oldu?' Zaten can derdine düşmüş insanlar. Biz de bir taraftan bir şey yapamıyoruz. Ekmek yiyoruz buradan neticede. Kimse bizim düşmanımız değil. Biz ekmeğimizin peşindeyiz. Ekmeğimizin mücadelesini veriyoruz. Destek olandan da herkesten Allah razı olsun diyoruz. Ama onları da konuşuruz. Şimdi ben farkla ilgili bir durumu konuşmadım. Ama konuşuruz onu da. Ha, neticede o para oradan geldikten sonra alacaklarımızı alacağız arkadaşlar. Mesele bu."
İşçi soruyor: "Ne zaman gelecek? Başkanım bankalar bizi arıyor. Ücretsiz izindeyiz. Ev sahibine ne vereceğiz şimdi? Aybaşında yirmi bin lira maaş yatacak bana. Yok. Şimdi yirmi bin lira neye yetecek? Maaşım yirmi bin lira değil ki. Ücretsizden geldim. Merhaba başkanım. Benim maaşım elli beş bin lira değerli arkadaşlarım. Nasıl? Her şeyi biliyorsunuz."
Genel Başkan: "Kanunen nasıl oluyor? Ben bunu isterim, şunu isterim. Ne onların dediği olur ne bizim dediğimiz olur. Bizim hakkımız var. İşverenin ücretsiz izne çıkarma hakkı var mı? Var. İşçiyi ücretsiz izne yollama hakkı var mı? Var. Biz burada kısa vadede bir şey istemiyoruz. Buradaki işin sürdürülebilir olmasını, bir an önce oturmasını istiyoruz. Yoksa çok kolay. Biz deriz ki vermiyorsun, boşaltalım santralı. Ama öyle değil. Biz burada sürdürülebilir bir şey olsun istiyoruz. Mücadelemiz o yönde. O yüzden de şunu ben söylerim her yerde: Burayı çalıştıracaklar. Uzun vadede çalıştıracaklarına ben eminim. Bunu gördüm. Bu değerli başkanım. Ayrıntıları, eksikler olan vardır. Onları da konuşacağız, onları da tamamlayacağız. Yeter ki alacağımız olsun. Tamamlayacağımızı bilin."
İşçiler: "Başkanım ne zaman geriye dönüş? Sorun çözüldüğü zaman geriye döneceksiniz hemen. Devlet bu."
Genel Başkan: "Ne zaman dönülecek?"
TES-İŞ Şube Başkanı Mustafa Girginler: "Şimdi bugün sabah haber geldi. Bunu sizlerle paylaştım arkadaşlar. Üç, dört... Şu anda biliyorsunuz sadece beşinci grup çalışıyor. Üç, dört, beş, altı olmak kaydıyla dört grubu devreye alacaklar. Bununla alakalı testlerdir, gerekli çalışmalardır yapmaya başladılar. Sabahtan itibaren yani burada şunu çıkarabiliriz; bugünden sonra dört grup çalışacak şekilde işveren içeride gerekli talimatları verdi."
İşçiler soruyor: "Biz ne zaman, ne zaman geriye döneceğiz biz? Ne zaman? Tarih var mı yani?"
Genel Başkan: "Şimdi burada değerli arkadaşlar, burada herkes ücretsiz izinde değil. 60-70 kişi ücretsiz izinde. Şimdi bununla ilgili en son herhalde bir daha eklendik. Ama şu var; az önce gelirken Torku'yla tekrar konuştum. Dedim bu geri dönüşlerle ilgili ne söyleyeyim? Ben biliyordum zaten o teminatla ilgili sıkıntı olduğunu. Sıkıntı değil de bunların teminatı buna verilmiyordu arkadaşlar. Yani teminat yok. Teminat verecek bankalar, bankaların hiçbiri teminat vermiyor. Herhalde başka bir mal üzerinden bir teminat gösterip ondan sonra da bu paranın akışını size vermek için verildi zaten bu para. Bunu bilin. Çalışanlara verilmek için geldi bu teşvik. Bunu bilmenizi istiyorum. Ya bu önümüzdeki... Bugün Cuma bilmiyorum, önümüzdeki hafta bunların hepsinin çözüleceğine ben inanıyorum. Ve bunu da böyle kabul ediyoruz."
İşçi soruyor: "Sen mi kaybettin ki? Sen bize para mı yatırdın? Sen mi kaybettin ki? Almayız biz merak etmeyin. Başkanım, bir sandık kurabilir miyiz? En azından mesela arkadaşımız kirasını ödeyemeyeceğini söylüyor. Veya ücretsizlik var, hani biz bir aileyiz sonuçta. Bir sandık kursak, burada ücretsiz izinde olan arkadaşlarımızın mağduriyetini gidermek adına en azından maaşlarına ek yapabilecek kadar o sandıktan bir yardımda bulunsak."
Genel Başkan: "Şimdi burada öyle bir sandık kuralım da yarından bugüne bir iş çözülsün diye... Ama ne kadar uzun süreceği de belli değil. Mesela kirası... Zaten bu biter bu. Çünkü dün Zafer Benli'nin yanındaydım, EÜAŞ Genel Müdürü. Toplantıya gitmeden önce belli bir miktar, yani buraya para teşviki verildi. Yani onunla ilgili karar çıktı zaten. Hani yörenin milletvekilleri tamamı da yaptıkları toplantıda bunun kararını verdiler. Bundan sonra dönüşü yok. Yani bunu bilmenizi istiyoruz."
İşçiler: "Başkan, Torku gidiyor mu, kalıyor mu başkanım?"
Genel Başkan: "Doğru. Şimdi az önce onu da söylediler. 'Burası uzun vadede çalışacak, biz burayı çalıştırmayı düşünüyoruz.' Ama bu iki ay içinde, altmış günlük bir zaman var. Biz bu arada da çalışacağız da ne olacağımızı önümüzde göreceğiz. Çadırı sökün diyen mi oldu size? Olmadı değerli arkadaşlar."
İşçi: "Başkanım uzun vadede burasını kim çalıştıracak?"
Genel Başkan: "İşte bunu ya devlet çalıştıracak ya da sağlıklı bir işveren alacak. Diğer yerlerde özel sektör var biliyorsunuz arkadaşlar. Ama burada biz isteriz ki kömürü de olan, yani kendi kömürü olan biri alsın."
İşçi: "Başkanım bir şey söyleyebilir miyim?"
Genel Başkan: "Buyur."
İşçi: "Şimdi bir hafta on günden beri aynı muhabbetleri zaten biz dinliyoruz. Biz de bugün sizi dört gözle Ankara'dan bekledik, geldiniz. Ama bizim bildiğimizin tekrarını bize söylüyorsunuz. Yani farklı bir bilgi, bizi buradaki arkadaşları umutlandıracak, geleceği ile ilgili herhangi bir şey yok. Çünkü neticede hani bizim bildiğimizi siz tekrardan bize söylüyorsunuz."
Genel Başkan: "Yok şimdi öyle oluyor ama başkanım. Sen şimdi başka bir şey söylememi ister misin? Ben yalan mı konuşayım?"
İşçi: "Ya biz güzel şeyler duymak istiyoruz ama."
Genel Başkan: "Senin güzel şeyler söyledik. Ben isterim zaten. Yok, güzel şeylere ben kötü şey demiyorum. Bir şey söylemiyorum. Ama bu ilişkiyi doğru kurmak lazım. Şimdi sen hoşuna gidecek diye ben başka şeyler söyleyemem. Biz de sizi bekledik. Hani bak, sizin geçtiğiniz yollardan arkadaşlar, sizin geçtiğiniz yollardan ben geçtim. Ben buraya şov yapmaya gelmedim. Gerçekten işi de kaybedebiliriz. O da olabilir. Hayatta her şey var."
İşçi: "Doğru başkanım."
Genel Başkan: "Ama ben gerçeklerle hareket ediyorum. Burada önemli olan sürdürülebilir bir işin olması, bu kömürü sürekli çalıştırabilecek, bu santralı çalıştırabilecek bir şekilde devam edebilmek. Önemli olan budur. Ben onun peşindeyim. Yoksa popülist yaklaşım... Bak sizin paranızı çözdük, bilmem ne... O doğru bir şey değil. Zaten olması gereken şeyler bunlar. Ama biz bunları siyasilere de anlattık. Ortak bir şey var: 'Yerli malını kullanın kardeşim. Kullanmazsanız zaten burada santral çalışmaz. Kullanın.' Bunu söyleyip duruyoruz zaten."
İşçi: "Başkanım biz de şimdi burada çalışmak istiyoruz sürekli. Hani bu santralde herkes el birliğiyle, her şeyi fazlasıyla yapıyor tüm arkadaşlar."
Genel Başkan: "Biliyorum."
İşçi: "Ücretsiz izne ayrılan arkadaşlar 70 kişi, biz bir gün bekliyoruz. Pazartesi günü işbaşı veyahut da şu gün işbaşı yapılacak mı? Bunun neticesini ve sonucunu bekliyoruz. Benim iznim bitmek üzere, ücretsiz izindeyim. Ben ne yapacağım?"
Genel Başkan: "Yok yok. Söyle. Yani ben bunu bugün çözerler, önümüzdeki hafta bütün arkadaşların işbaşı yapacağına yüzde doksan dokuz inanıyorum. Bunun için yani süreç olarak bir hafta. Tamam mı? Ya şimdi ben 'pazartesi yaparlar' diyemiyorum esasında, prosedürler birbirini tutmuyor. Ama gelirken tekrar teyit ettirdim. Bakan Bey'in yanında, bakan yardımcısının yanında, EÜAŞ Genel Müdürü'nün yanında bunların hepsini... İki saat orada toplantıya gidene kadar görüştük. Var olan sorunlarımızı Zafer Bey orada gitsin anlatsın diye. Ben Enerji Bakanı'nın da, bakan yardımcısının da, EÜAŞ Genel Müdürü'nün de bu santralı çalıştırmaktan yana olmaları zaten benim için ayrı bir değer. Onun için uğraşıyorum. Ama böyle paldır küldür olmuyor. Hukuki bazı şeyler var, onları da zaten tamamlıyorlar. İnşallah ondan sonra iki ay sonra, üç ay sonra kaliteli, daha sürdürülebilir bir işletmeci gelir buraya. Ama benim tercihim devlet olsun isterim, açıkçası. Devlet olsun, devlet çalıştırsın isterim.
O yüzden değerli arkadaşlar, hepinize ben teşekkür ediyorum. Zaten başkanla her gün görüşüyoruz, yönetimle her gün görüşüyoruz. Yanlış anlamayın, bak yanlış anlamayın. Ben buralardan geçtim diyorum. Ömrüm emek mücadelesiyle geçti. Burada ben popülist yaklaşımları sevmiyorum. Ben. Bundan önce bir yerlerde şube başkanıydım, yöneticiydik. Hepimizin geçmişi var. Öyle sıradan falan buraya gelmiş bir insan değilim. Öyle herkese de pabuç bırakmam. O işverenler öyle zannetmesinler, bırakmıyoruz da. Bunu böyle bilin. Yapmamız gereken ne varsa hepsini yaparız. Evet değerli arkadaşlar, bu akşam biraz programlar var galiba başkan. Saat dörtte İYİ Parti Milletvekilimiz Şenol Sunat gelecek. Akşam da iftar programımız var."
İşçi soruyor: "Başkanım buraya geldiniz. Ne yapmamız gerektiğini söylediniz. Siz neden geldiniz? Allah aşkına ne oldu da şu iş yerine bir tanesini mi çağıramadınız? Bir tanesini mi memnun edemediniz?"
Genel Başkan: "Yok. Ne söyleyeyim, ne söylememi istiyorsun? Üç kişi söyledik zaten. Kimse bir şey anlamadı burada. 'Devam edecek' dedi. Ne devam etmesi?"
İşçinin sözleri ağırdı: "Ekmek yok akşam ekmek. Ekmek. Başkan? Ekmek her şey. Varsa arkadaşlar ne gerekiyorsa yapın siz."
Genel Başkan: "Şimdi bir dakika bir dakika. Az önce arkadaşımız soru sordu. Cevap ver. Aynı cevabı vermek istemiyorum. Yok maaşlar verilecek ha arkadaşlar. Arkadaşlar düne kadar... Bir dakika. Şimdi de hafta sonu... Bir dakika haftaya... Düne kadar teşvik vermiyorlardı. Vermeseler para yoktu zaten. Teşviği verdirdik. Hepimiz uğraştık, sizin de mücadelelerinizle verdirdik. Bu para çalışan için geldi. Gel buraya da yakından konuşalım. Gel. Teşvik geldi. Santrala, sizin için geldi, termik santrala buraya."
İşçi: "Tabii tabii."
Genel Başkan: "Buraya teşvik geldi şu anda."
İşçi: "Şimdi başkanım geldiğinizden beri... Başkan suçlu değil, sen suçlu değil, ben suçlu değilim. Seni suçlamadık. Ya ne var şimdi?"
Genel Başkan: "Anlatıyorum başkanım da..."
İşçi: "Maaş var mı şu an? Yok. Şu an var mı? Var. Bak bir arkadaşım, benim oğlum biliyor mu? Sigara almak için çocuğumun kumbarasını patlattım, bunların parasını ödemem lazım."
Genel Başkan: "Doğru."
İşçi: "Yarım saatten beri hiçbir net bir bilgi vermiyorsun."
Genel Başkan: "Vermiyorum. Olanı söyledim ben. Buluştuğumuzu, tartıştığımızı, gittiğimizi, geldiğimizi... Teşvik işini hallettik diyorsunuz değil mi?"
İşçi: "Evet."
Genel Başkan: "Nerede para? Az önce anlattım ya dinlemedin mi? Anlattım da az önce. Sen dinlemedin mi? Dinlemiyor musunuz başkanım? Az önce anlattım. Değil mi? Geldiğinizden beri ben sizi oradan can kulağıyla dinliyorum. Ben de sizin yaşınızda sayılırım, en fazla yaşınızda sayılırım güzel gençler. Gençler canım. Şimdi bu arkadaş 'Ben de sigarayı alabilmek için çocuğumun kumbarasını patlattım' diyor. Bunu o çocuk hak etti mi sizce?"
İşçi: "Etmedi."
Genel Başkan: "Peki ama geldiğinizden beri..."
İşçi: "Bir dakika. Torku altı yüz elli milyon dolar..."
Genel Başkan: "Bir dakika. Bir şey söyleyeyim sana. Ben de buraya on sekiz senemi verdim. Bir dakika. Ben olanla bir kere konuşalım. Tamam. Konuşalım. Benim cebimde bir şey var da ben mi vermem? Öyle anlatıyorsun ki..."
İşçi: "Hayır abi. Cebinde var. Bizi düşman gibi görmedin mi?"
Genel Başkan: "Ben rakip değilim. Ben sizinle beraberim."
İşçi: "Bizim başkanımız. Uğraşıyoruz. Ama sen şimdi böyle dediğin zaman benim bu kadar uğraştım, bu kadar uğraştık hep beraber o emekleri boşa çıkarmış olmaz mıyız? Bizim elimizde değil gerçeği."
Genel Başkan: "Ben sizin takipçinizim. Şu ana kadar takip ediyor muyuz, etmiyor muyuz? Eylemse eylem biz yanınızda değil miyiz? Yanınızdayız."
İşçi: "Eylem yapalım o zaman."
Genel Başkan: "Zaten yaptığımız bu. Oturuyoruz. Eylemler zaman zaman yapılmıyor mu? Yürüyoruz Soma'ya yürüyoruz, Soma'dan buraya geri yürüyoruz. Bizim başka yaptığımız bir şey yok. Nasıl bir eylem istiyorsun?"
İşçi: "Yürüyelim Ankara'ya. Sesimizi herkes duysun."
Genel Başkan: "Yürürüz. Ama şu anda sen niye bana bağırıyorsun? Değil mi? Nasıl değiliz? Bu insanlar zorluk çekiyor. Şu değerli kardeşimizin emekleriyle bu insanlar... Nerede burada? Kesinlikle buradayım. Ben buraya dört gün gelemedim, üç günü rahatsız olarak geçirdim, dört gün gelemedim. Geri kalan her zaman geldim. Size diyoruz ki işte biz çalışmalar yaptık Ankara'da, orada burada."
İşçi: "Ne kadar geçti başkanım? On yedi. On yedi günde bir tane odun mu gönderdin buraya?"
Genel Başkan: "Ne istedilerse yaptım. Şimdi öyle bir şey dediğiniz zaman... Ne istedilerse yaptım. Özür diliyorum. Ben sizden özür diliyorum. Başka bir şey demiyorum. Ben de özür diliyorum eğer yanlış bir şey varsa. Ama ben ne istedilerse gereğini yaptım. Yine de yapacağım merak etmeyin."
İşçi: "Gerek kalmadı buraya gelmenize ki başkanım."
Genel Başkan: "Ya bir şey söyleyeyim mi? Bu tartışma bize bir şey kazandırmaz. Ben sanki size rakibim gibi konuşuyorsunuz. Bu böyle bir şey değil."
İşçi: "Yok ya. Ya bakın başkanım. Sen kendini benim yerime koy."
Genel Başkan: "Konu konuşuldu, başkanlığı geçtik. Başka bir şey söylemeyeceğim."
İşçi: "Bir saniye başkanım özür dilerim. Rica ediyorum. Biz niçin geliyoruz buraya? Parası için geliyor. Polis arkadaşlarımız var, ağabeylerimiz var, kardeşlerimiz var. Öyle de olması lazım zaten. Niçin çalışıyor bu insanlar? Ekmek için çalışıyor. Biz burada hepimiz birlikte mücadele ediyoruz Turgay abi. Bunda genel merkezimiz, genel başkanımız da dahil. Burada kimsenin işsiz kalmaması için..."






























Yorum Yazın