“Emekli maaşı yetmiyor, kurban hayal oldu” – Soma’da emekliler: “Bir kilo domates 120 lira, etin yanına yaklaşamıyoruz

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
– Soma ilçesindeki Millet Bahçesi’nde bir araya gelen emekliler, ekonomik koşullar ve yaklaşan Kurban Bayramı hakkında iç burkan bir tablo çizdi. 20 bin ile 30 bin lira arasında değişen maaşlarla ev kirasını, faturaları ve torunların okul masraflarını karşılayamadıklarını söyleyen emekliler, 4 bin liralık bayram ikramiyesinin bir but et almaya bile yetmediğini belirterek, “Emekli maaşı en az 50 bin lira olmalı” dedi.

İbrahim Özkan: “Domatesin kilosu 120 lira, yarım kilo alıyorum”

Aldığım para otuz bin lira maaş, emekli maaşı. Ev kirası var, telefonum var. Suyum, elektriğim, doğalgazım yetmiyor. Nasıl geçineceğim? Çalışmaya başlasam bir yerde, ya SSK’dan para kesilecek diyorlar. Nasıl? Ne yapayım yani? Nasıl yetiştireyim? Çocuk var, okuyor. Çocuğa on bin lira para yolla. Nasıl, yirmi bin liralık ile nasıl geçineceksin? Torun… Mecburen torunu okuyor, hukukta. Mecburen çocuğa para yollamak lazım. Bu para on bin lirayı buluyor. Babası da gönderiyor. Ev kirası otuz beş bin lira. Tek, 1+1 oda. On bin lirayı hep ona yolla… Yirmi bin liralık ile ben nasıl geçineceğim?

Hayat pahalılığını biliyorsunuz. Enflasyonu biliyorsunuz. Hayat pahalı, pazarları da biliyorsunuz. Yüz yirmi lira bir domatesin kilosu. Ben yarım kilo domates alıyorum. Biber alırken iki yüz elli gram biber alıyorum. Salatalık desen altmış lira. Nasıl geçineceğim? Peynirin kilosu iki yüz elli lira. Bir yoğurt alıyorsun, iki yüz elli lira bir buçuk kilosu. Yani hayat çok zor. Etin yanına zaten yaklaşamıyoruz yahu.

Kurban bayramında dört bin lira para ödüyor. Dört bin lira ile ne alacağım, kurban mı alacağım? Anca gidersin, iki kilo et alırsın. Onda zaten pazarda masraf. Dört bin lira yetmiyor. Nasıl geçineceğiz? Durumumuz çok zor yani emeklinin. Vallahi bu işte bu başımızdaki devlet, baştakiler, hepsi… Emeklilerin azıcık rahat olması lazım. Elli bin lira olması lazım bir emeklinin maaşı. Yani bayram ikramiyeleriyle en aşağı bir maaş üstünde olması lazım ki insanlar rahat geçinsin.

 

İbrahim Dağdelen: “Pazara ayda bir gidebiliyorum, kurban eti ancak birisi getirirse”

Hayır, bu şartlarda memnun değilim. Çünkü aldığımız para yirmi bin lira. Yirmi bin lira ile ev mi geçindireceksin, çoluk çocuğa mı bakacaksın? Hiçbir ihtiyacımızı karşılamıyoruz. Emeklilik iyi bir duygu ama eski düşünceye göre. Eskiden nasıl düşünüyorduk? Emekli olacağız, çoluğumuza çocuğumuza rahat bir hayat, kendimize rahat bir hayat sağlayacağız. Böyle düşünüyorduk. Ama biz şimdi tam aksini yaşıyoruz. Şimdi karnımızı doyuramıyoruz. Marketin önünden, kasabanın önünden geçemiyoruz.

Kırmızı eti kurbandan, eğer vatandaş getirirse alabiliyoruz. Böyle bir emeklilik tercih edilebilir mi? Ben pazara şimdi çıkıyorum desem yalan. Ayda bir sefer. Pazar fiyatları çok pahalı. Domatesin kilosu yüz lira, meyve yüz lira. Nasıl alacaksın yirmi bin lirayla? Bizim pazara gitme şansımız oldukça düşük.

 

Tufan Günay: “Kahveye gidemiyoruz, banklarda oturacağız – kurbanı teğet geçeceğiz”

Keşke sormasaydın. Bu hayat pahalılığı… Emekli olsam ne olacak? Aldığımız üç kuruş, o da hiçbir şeye yetmiyor. Önümüz kurban. Kiraz çıkmış diyorlar, beş yüz lira tezgahta. Erik iki yüz lira, çilek iki yüz lira. Torunlar üzerimize bakıyor, biz hiçbir şey veremiyoruz. O yüzden çok mahcup kalıyoruz. Keşke bu böyle olmasaydı.

Türkiye’de milli gelir yok, on sekiz bin dolar diyorlar. Biz buradan bir şey göremiyoruz. Sadece aldığımız emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyoruz. İyi ki geçmişte çalışırken bir ev almışız, hiç olmazsa ev kirası yok. Eğer bir de ev kiramız olsa gerçekten dilenci haline düşeceğiz. İnsanlar kahveye geldiğimizde, eskiden “Hoş geldin” deyip çay söyleyebiliyorduk. Şimdi bir su on beş lira, bir çay on beş lira. Kahveye de gidemiyoruz. İyi ki biraz havalar ısınacak da gideceğiz, banklarda oturacağız. Yani işimiz çok zor.

Peki önümüz kurban: Kurbana hiçbir şey düşünemiyoruz ki. Verilen emekli ikramiyesi dört bin lira. Her şeye zam geliyor, enflasyon yükseliyor. Dört virgül on altı diyorlar. Bizim kurban parası gene dört bin lira. Bu dört bin lirayla ne alırsın, ne edersin? Torunlar elimize bakacak. Mecburen kurbanı teğet geçeceğiz, yapamayacağız. İnşallah ara zam verilir, yirmi bin lira seyyanen zam verilir, biz biraz refaha kavuşuruz. O zaman eskiden yaptığımız gibi kurbanımızı keseriz, çoluğumuzu çocuğumuzu çağırırız, eşimizi dostumuzu çağırırız, onlarla bunu paylaşırız. Ama şimdi imkan yok, onu yapamayız.

 

Nedim Akkan: “4 bin lira bayram parası yazık, günahtır – bir but alamazsın”

Hayattan memnun muyuz? Mümkünatı yok. Ülke konjonktürü somut, objektif. Bu emekliler yıllarca, kimisi on beş yıl, kimisi yirmi yıl, otuz yıl bu devlete prim ödüyorlar. Devlete borçlandırmış kendini. Devletin bu saatten sonra emeklilere karşı borcunu ödemesi gerekir. Fakat ülke konjonktürü, ülke yapısı o kadar çok yoğunlaşmış, çirkinleşmiş, pisleşmiş ki ne emekliye, ne işçiye, ne köylüye, ne çiftçiye, ne esnafa harcayacak para bırakmıyorlar. Dolayısıyla sistem çökmüş, sistem çürümüştür. Biz sokaklardayız. Bu kara düzeni yok etmek için, bu kara düzeni yerle bir etmek için mücadele ediyoruz.

Kesinlikle açlık diye derdimiz var ve açlık sınırının altındaki yaşam bize dayatılıyor. Biz bunu hak etmedik. Açlık sınırında yaşamayı biz hak etmedik. Biz hakkımız olan, yıllarca verdiğimiz, devlete karşı borçlandırdığımız devletin borcunun bize ödemesini istiyoruz. Yaşanabilir hayat içinde insanca yaşamak istiyoruz.

Ne kurbanı Allah’ını seversen? İnsanların bir kilo et alacak gücü yok. Dört bin lirayla sen bir but alamıyorsun. Dört bin lira bayram parası mı? Yazıktır, günahtır yani insanlara. İnsanlara eziyet ediyorlar. Böyle bir saçmalık olamaz. Kurban paralar çıkmış yirmi, yirmi beş bin lira. Bana hayır olsun diye, sadaka olsun diye dört bin lira para veriyor. Dört bin lirayla kurban alınır mı? Maaş zaten yetmiyor. Kimse aylığı zor yetiriyor. Aylık başına kendine gelmesinin mümkünatı yok. Hayat şartları zorlaşmış. Enflasyon dağılmış, hayat pahalılığı yerle bir olmuş. İnsanların yaşama hakkı yok.

Pazar çökmüş. Pazarda korkunç bir denetimsizlik var. Bir yerde domates yüz lira, bir yerde yüz elli lira. Bir yerde soğan otuz lira, bir yerde seksen lira. Ne denetim var, ne iş var. Pazarın yanından geçilecek gibi değil. Bu kara düzenin ürünü, bu sistemin ürünü, bu yönetim biçiminin ürünü. Ülkeye dağıtılan bir sistem bu.

 

Emekli Cafer Topal: “Kapıda bekleyeceğiz, komşudan bir parça et gelirse kurban niyetine yeriz”

Memnun dersek diğer emeklilere haksızlık olur. Diğer emekliler gibi bizi de yirmi bin liraya mahkum etmişler. Yirmi bin lirayla ne evi geçinebiliyoruz, ne elektriğimiz, ne suyumuz, ne doğalgazımız. Tamamiyle emekliyi mazlum haline getirdiler. Emeklinin eline verdikleri bir şey yok. Ama emekliye herkes “Maşallah, çok iyi para veriyoruz” diyor geçiyor.

Kurban almamız artık hayal oldu. Yirmi bin lirayla evimi geçindireceğim, kurban mı alabilirim? Kapımızı açacağız, kapıda bekleyeceğiz. Komşumuzdan gelen bir parça et olursa kurban niyetine alırız. Ama gelmese artık hayal ediyoruz. Pazar içlerine girmek… Girdikten sonra hiçbir şeyin yanına yanaşılmıyor. Şu an mevsimlik sebzeler, meyveler başladı: yüz elli lira, iki yüz lira. Emekli bunun hesabını yaptığında cebindeki paraya bakar. Akşam olduğunda da tezgah altındaki çürüklere yönelirler.

 

Emekli Mehmet Kaygı: “Yıllarca çalıştık, karşılığını alamıyoruz”

Emekli hayatından çok memnun? Ne kasabı görebiliyor emekli, ne manavı görebiliyor, ne ayın sonunu getirebiliyor. Onun için emekli hayatından çok memnun değil. Kurbanın etini vitrinde görüyoruz, kesinlikle kesemiyoruz. Emeklilerin maaşı yirmi bin lira, yapacak bir şey yok. Ben tek başınayım. Evim kira değil, gene de geçinemiyorum. İnsanca yaşayamıyorum maalesef. Biz emekliler yıllarca çalıştık, mücadele ettik, alın teri döktük ama maalesef karşılığını alamıyoruz.

 

Soma Emekliler Derneği Başkanı Elif Sahra Köse Söğüt: “Emekli yirmi bin lirayla ekmek alamazken et lüks”

Emeklinin bu şartlar altında, bu ekonomik koşullar altında yirmi bin lira maaşla geçinmesi diye bir şey söz konusu değil. En elzem ihtiyaçlarını bile karşılayamaz durumda emekli. Etini alamıyor, sütünü alamıyor, yumurtasını alamıyor. Bugün bir makarna bile, en basit makarna bile otuz dört lira olmuş. Emeklinin geçinmesi diye bir şey söz konusu değil. Faturalar zaten ayyuka çıkmış, kira desen keza. Ya sağlık giderlerinden, ya giyiminden kuşamından, ya faturalarından, ya yemesinden içmesinden mutlaka bir şeylerden kesiyor. Emekli geçinemiyor.

Kurban artık… Elinde olan keser de bize getirirse senede bir kez bizim de soframız et görecek. Başka türlü imkansız. Fiyatları görüyoruz: bir kilo kıyma neredeyse bin liranın üzerinde, almak imkansız. Diyorum ya, emekli yirmi bin lirayla evine ekmek alamazken et artık lüks tüketime giriyor. Süt dediğin öyle, yumurta dediğin öyle. Emekli geçinebilmek için bayağı bir zorda.

Pazar fiyatları uçmuş durumda. Mevsim sebzeleri, mevsim meyveleri ateş pahası. Geçenlerde pazara gittim, baktım, fiyatlarını tek tek inceledim. Yüz liranın, yüz elli liranın altında mevsim sebzesi yok. Hani belki akşam dörtte çürümüş meyveleri, sebzeleri alıyorlardır, onunla bir öğün yapmaya çalışıyorlardır. Ama pazara yaklaşılacak gibi değil.

 

Emekli Muhsin Işık: “Ya çocuk aç kalacak ya ben – ben aç kalayım da çocuklar aç kalmasın”

Bugünkü ekonomi hakkında ne söyleyebilirsiniz? Ne diyeyim ki, ne denebilir ki? İnsanları başka yere yönlendirmekten ekonomiyi kimse konuşamıyor ki. İnsanlar hep sürekli başka şeyi konuşuyor, CHP belediyelerini konuşuyor. Her gün kalktığında bir belediyenin gözaltına alındığını düşünürsen, gündemi değiştirmek bu mudur bilemiyorum. Çünkü bugün aldığını yarın aynı fiyata alamıyorsun. Bugün bir domates yüz lira, yüz yirmi lira olursa, yirmi bin lira alan bir emekli ne yapabilir? Ben emekliyim, ne yapabilirim? Evim kira değil tamam ama sonuç olarak bende iki tane çocuk var. İki tane çocuğun bugünkü masrafı tam on sekiz bin lira. Yirmi bin lira alınca ne yapabilirim? İki bin lira ile ne geçinebilirim? Nasıl yapabilir insanlar? Kurbanı çocuklara nasıl göstereceğim? Yirmi bin lira veriyor. Dört bin lira da bayram parası verecek. Yirmi dört bin lira. Yirmi dört bin liranın tamamıyla kurbanı alabiliyor musun? Alamıyor. Bugün kuzuya bile insanlar otuz bin lira diyor. Dün bir arkadaş aldı, otuz iki bin liraya kuzu almış. Büyükbaşı zaten kesme şansın hiç yok. Bu nasıl bir ekonomi? Zaten ekonomiyi konuşamıyoruz, kesin o. Her gün bir şeyle uyandığımız için, farklı bir yöntemle uyandığımız için insanlara ekonominin bozuk olduğunu göstermiyorlar.

Üç yüz seksen lira peynirin kilosu, dört yüz lira, yedi yüz liraya kadar var. En düşük dört yüz lira. Nasıl alabilirim? Alabilen varsa başka bir düşüncesi vardır. Ben anlamıyorum. Normalde evimize kırmızı et zaten girmiyor, tavuk alıyoruz arada sırada. Tavuk eti yiyoruz arada sırada. O da üç harfli marketlerde indirime girerse doksan liraya, seksen liraya anca. Bazı marketlerde şu anda tavuğun kilosu iki yüz elli lira.

Hayat vallahi zor. Eskiden çocuklar daha iyi bir hayat sürüyordu. Bugün her gün kalktığımızda bir yanlış bir şeyle uyanıyoruz. Her gün bir çocuk ölmüş, üç çocuk ölmüş, beş çocuk ölmüş. İnsanlar pazarda atılan meyveleri topluyor. Her gün bununla karşılaşıyoruz ülkede. Bu hayatı iyi yaşamak mıdır, kendini kurtarmak mıdır bilemiyorum. Bence artık buraya geldi bu iş. Önemli olan kendi hayatını idame ettirebilmek. Başka türlü şey yok. Ya çocuğun aç kalacak ya sen aç kalacaksın. Biri aç kalacak. Ama ben aç kalacağım, çocuğumun aç kalmayacağına göre ben aç kalacağım.

Bugün en düşük ev kirası Soma’da on beş bin lira. Benim evin altında var, adam on sekiz bin lira istiyor kiraya. On sekiz bin lira. Yirmi bin lirayla adam nasıl durabilir burada? Nasıl iyi olabilir ekonomi Allah aşkına? Ekonominin iyi olması için hepimiz ekonomiyi konuşmamız lazım. Herkes hür yaşaması lazım. Yediğimiz, içtiğimiz her şeyi yememiz lazım değil mi? Çocuklar yiyemiyor. Kendimiz zaten yemeyi bıraktık, çocuklara da yediremez hale geldik. Çocuklar yemiyor ki. Kaç kişinin çocuğu yiyebilir yani Soma’da şu anda? Bir sürü maden şirketi iflas etti, insanlar parasını alamıyor. Madenlerin birisi kapanıyor, bizim çalıştığımız maden geçen gün kapanmaktan zor kurtulduk.

Bu iş böyle. Ekonomi bozuksa bozuktur. Bu ne hükümet, ne A parti, ne B parti, fark etmez. Bozuksa bozuktur. Öncelikle kendimizi düşüneceğiz, pazara gideceğiz, pazardan alamayacağız, çocuklar yiyemeyecek. Önemli olan bunlar. Ama yok, daha iyiyse o zaman diyecek bir şey yok. Benim için iyi değil, kesinlikle iyi değil. Çünkü ben çocuğuma her türlü şeyi yediremiyorum. Benim çocuğum sağlıklı büyümüyor. İki tane çocuğum var, ikisi de sağlıklı büyümüyor. Biri ilkokula gidiyor, biri ortaokula gidiyor, liseye geçecek, bu sene lise sınavına girecek. İkisi de doğru düzgün beslenemiyor. Sağlık durumu bozuluyor tabii haliyle. Benim sağlık durumum bozuk olduğu gibi onların sağlık durumu da bozuluyor. Benim ruhsal dengem bozuluyor, onlar yemediği için. Onlar iyi yemediği için onların da sağlık durumu bozuluyor. Ortalaması nasıl olacak? Diyecek bir şey yok bu saatten sonra.

İbrahim Özkan: “Domatesin kilosu 120 lira, yarım kilo alıyorum”

Aldığım para otuz bin lira maaş, emekli maaşı. Ev kirası var, telefonum var. Suyum, elektriğim, doğalgazım yetmiyor. Nasıl geçineceğim? Çalışmaya başlasam bir yerde, ya SSK’dan para kesilecek diyorlar. Nasıl? Ne yapayım yani? Nasıl yetiştireyim? Çocuk var, okuyor. Çocuğa on bin lira para yolla. Nasıl, yirmi bin liralık ile nasıl geçineceksin? Torun… Mecburen torunu okuyor, hukukta. Mecburen çocuğa para yollamak lazım. Bu para on bin lirayı buluyor. Babası da gönderiyor. Ev kirası otuz beş bin lira. Tek, 1+1 oda. On bin lirayı hep ona yolla… Yirmi bin liralık ile ben nasıl geçineceğim?

Hayat pahalılığını biliyorsunuz. Enflasyonu biliyorsunuz. Hayat pahalı, pazarları da biliyorsunuz. Yüz yirmi lira bir domatesin kilosu. Ben yarım kilo domates alıyorum. Biber alırken iki yüz elli gram biber alıyorum. Salatalık desen altmış lira. Nasıl geçineceğim? Peynirin kilosu iki yüz elli lira. Bir yoğurt alıyorsun, iki yüz elli lira bir buçuk kilosu. Yani hayat çok zor. Etin yanına zaten yaklaşamıyoruz yahu.

Kurban bayramında dört bin lira para ödüyor. Dört bin lira ile ne alacağım, kurban mı alacağım? Anca gidersin, iki kilo et alırsın. Onda zaten pazarda masraf. Dört bin lira yetmiyor. Nasıl geçineceğiz? Durumumuz çok zor yani emeklinin. Vallahi bu işte bu başımızdaki devlet, baştakiler, hepsi… Emeklilerin azıcık rahat olması lazım. Elli bin lira olması lazım bir emeklinin maaşı. Yani bayram ikramiyeleriyle en aşağı bir maaş üstünde olması lazım ki insanlar rahat geçinsin.

 

İbrahim Dağdelen: “Pazara ayda bir gidebiliyorum, kurban eti ancak birisi getirirse”

Hayır, bu şartlarda memnun değilim. Çünkü aldığımız para yirmi bin lira. Yirmi bin lira ile ev mi geçindireceksin, çoluk çocuğa mı bakacaksın? Hiçbir ihtiyacımızı karşılamıyoruz. Emeklilik iyi bir duygu ama eski düşünceye göre. Eskiden nasıl düşünüyorduk? Emekli olacağız, çoluğumuza çocuğumuza rahat bir hayat, kendimize rahat bir hayat sağlayacağız. Böyle düşünüyorduk. Ama biz şimdi tam aksini yaşıyoruz. Şimdi karnımızı doyuramıyoruz. Marketin önünden, kasabanın önünden geçemiyoruz.

Kırmızı eti kurbandan, eğer vatandaş getirirse alabiliyoruz. Böyle bir emeklilik tercih edilebilir mi? Ben pazara şimdi çıkıyorum desem yalan. Ayda bir sefer. Pazar fiyatları çok pahalı. Domatesin kilosu yüz lira, meyve yüz lira. Nasıl alacaksın yirmi bin lirayla? Bizim pazara gitme şansımız oldukça düşük.

 

Tufan Günay: “Kahveye gidemiyoruz, banklarda oturacağız – kurbanı teğet geçeceğiz”

Keşke sormasaydın. Bu hayat pahalılığı… Emekli olsam ne olacak? Aldığımız üç kuruş, o da hiçbir şeye yetmiyor. Önümüz kurban. Kiraz çıkmış diyorlar, beş yüz lira tezgahta. Erik iki yüz lira, çilek iki yüz lira. Torunlar üzerimize bakıyor, biz hiçbir şey veremiyoruz. O yüzden çok mahcup kalıyoruz. Keşke bu böyle olmasaydı.

Türkiye’de milli gelir yok, on sekiz bin dolar diyorlar. Biz buradan bir şey göremiyoruz. Sadece aldığımız emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyoruz. İyi ki geçmişte çalışırken bir ev almışız, hiç olmazsa ev kirası yok. Eğer bir de ev kiramız olsa gerçekten dilenci haline düşeceğiz. İnsanlar kahveye geldiğimizde, eskiden “Hoş geldin” deyip çay söyleyebiliyorduk. Şimdi bir su on beş lira, bir çay on beş lira. Kahveye de gidemiyoruz. İyi ki biraz havalar ısınacak da gideceğiz, banklarda oturacağız. Yani işimiz çok zor.

Peki önümüz kurban: Kurbana hiçbir şey düşünemiyoruz ki. Verilen emekli ikramiyesi dört bin lira. Her şeye zam geliyor, enflasyon yükseliyor. Dört virgül on altı diyorlar. Bizim kurban parası gene dört bin lira. Bu dört bin lirayla ne alırsın, ne edersin? Torunlar elimize bakacak. Mecburen kurbanı teğet geçeceğiz, yapamayacağız. İnşallah ara zam verilir, yirmi bin lira seyyanen zam verilir, biz biraz refaha kavuşuruz. O zaman eskiden yaptığımız gibi kurbanımızı keseriz, çoluğumuzu çocuğumuzu çağırırız, eşimizi dostumuzu çağırırız, onlarla bunu paylaşırız. Ama şimdi imkan yok, onu yapamayız.

 

Nedim Akkan: “4 bin lira bayram parası yazık, günahtır – bir but alamazsın”

Hayattan memnun muyuz? Mümkünatı yok. Ülke konjonktürü somut, objektif. Bu emekliler yıllarca, kimisi on beş yıl, kimisi yirmi yıl, otuz yıl bu devlete prim ödüyorlar. Devlete borçlandırmış kendini. Devletin bu saatten sonra emeklilere karşı borcunu ödemesi gerekir. Fakat ülke konjonktürü, ülke yapısı o kadar çok yoğunlaşmış, çirkinleşmiş, pisleşmiş ki ne emekliye, ne işçiye, ne köylüye, ne çiftçiye, ne esnafa harcayacak para bırakmıyorlar. Dolayısıyla sistem çökmüş, sistem çürümüştür. Biz sokaklardayız. Bu kara düzeni yok etmek için, bu kara düzeni yerle bir etmek için mücadele ediyoruz.

Kesinlikle açlık diye derdimiz var ve açlık sınırının altındaki yaşam bize dayatılıyor. Biz bunu hak etmedik. Açlık sınırında yaşamayı biz hak etmedik. Biz hakkımız olan, yıllarca verdiğimiz, devlete karşı borçlandırdığımız devletin borcunun bize ödemesini istiyoruz. Yaşanabilir hayat içinde insanca yaşamak istiyoruz.

Ne kurbanı Allah’ını seversen? İnsanların bir kilo et alacak gücü yok. Dört bin lirayla sen bir but alamıyorsun. Dört bin lira bayram parası mı? Yazıktır, günahtır yani insanlara. İnsanlara eziyet ediyorlar. Böyle bir saçmalık olamaz. Kurban paralar çıkmış yirmi, yirmi beş bin lira. Bana hayır olsun diye, sadaka olsun diye dört bin lira para veriyor. Dört bin lirayla kurban alınır mı? Maaş zaten yetmiyor. Kimse aylığı zor yetiriyor. Aylık başına kendine gelmesinin mümkünatı yok. Hayat şartları zorlaşmış. Enflasyon dağılmış, hayat pahalılığı yerle bir olmuş. İnsanların yaşama hakkı yok.

Pazar çökmüş. Pazarda korkunç bir denetimsizlik var. Bir yerde domates yüz lira, bir yerde yüz elli lira. Bir yerde soğan otuz lira, bir yerde seksen lira. Ne denetim var, ne iş var. Pazarın yanından geçilecek gibi değil. Bu kara düzenin ürünü, bu sistemin ürünü, bu yönetim biçiminin ürünü. Ülkeye dağıtılan bir sistem bu.

 

Emekli Cafer Topal: “Kapıda bekleyeceğiz, komşudan bir parça et gelirse kurban niyetine yeriz”

Memnun dersek diğer emeklilere haksızlık olur. Diğer emekliler gibi bizi de yirmi bin liraya mahkum etmişler. Yirmi bin lirayla ne evi geçinebiliyoruz, ne elektriğimiz, ne suyumuz, ne doğalgazımız. Tamamiyle emekliyi mazlum haline getirdiler. Emeklinin eline verdikleri bir şey yok. Ama emekliye herkes “Maşallah, çok iyi para veriyoruz” diyor geçiyor.

Kurban almamız artık hayal oldu. Yirmi bin lirayla evimi geçindireceğim, kurban mı alabilirim? Kapımızı açacağız, kapıda bekleyeceğiz. Komşumuzdan gelen bir parça et olursa kurban niyetine alırız. Ama gelmese artık hayal ediyoruz. Pazar içlerine girmek… Girdikten sonra hiçbir şeyin yanına yanaşılmıyor. Şu an mevsimlik sebzeler, meyveler başladı: yüz elli lira, iki yüz lira. Emekli bunun hesabını yaptığında cebindeki paraya bakar. Akşam olduğunda da tezgah altındaki çürüklere yönelirler.

 

Emekli Mehmet Kaygı: “Yıllarca çalıştık, karşılığını alamıyoruz”

Emekli hayatından çok memnun? Ne kasabı görebiliyor emekli, ne manavı görebiliyor, ne ayın sonunu getirebiliyor. Onun için emekli hayatından çok memnun değil. Kurbanın etini vitrinde görüyoruz, kesinlikle kesemiyoruz. Emeklilerin maaşı yirmi bin lira, yapacak bir şey yok. Ben tek başınayım. Evim kira değil, gene de geçinemiyorum. İnsanca yaşayamıyorum maalesef. Biz emekliler yıllarca çalıştık, mücadele ettik, alın teri döktük ama maalesef karşılığını alamıyoruz.

 

Soma Emekliler Derneği Başkanı Elif Sahra Köse Söğüt: “Emekli yirmi bin lirayla ekmek alamazken et lüks”

Emeklinin bu şartlar altında, bu ekonomik koşullar altında yirmi bin lira maaşla geçinmesi diye bir şey söz konusu değil. En elzem ihtiyaçlarını bile karşılayamaz durumda emekli. Etini alamıyor, sütünü alamıyor, yumurtasını alamıyor. Bugün bir makarna bile, en basit makarna bile otuz dört lira olmuş. Emeklinin geçinmesi diye bir şey söz konusu değil. Faturalar zaten ayyuka çıkmış, kira desen keza. Ya sağlık giderlerinden, ya giyiminden kuşamından, ya faturalarından, ya yemesinden içmesinden mutlaka bir şeylerden kesiyor. Emekli geçinemiyor.

Kurban artık… Elinde olan keser de bize getirirse senede bir kez bizim de soframız et görecek. Başka türlü imkansız. Fiyatları görüyoruz: bir kilo kıyma neredeyse bin liranın üzerinde, almak imkansız. Diyorum ya, emekli yirmi bin lirayla evine ekmek alamazken et artık lüks tüketime giriyor. Süt dediğin öyle, yumurta dediğin öyle. Emekli geçinebilmek için bayağı bir zorda.

Pazar fiyatları uçmuş durumda. Mevsim sebzeleri, mevsim meyveleri ateş pahası. Geçenlerde pazara gittim, baktım, fiyatlarını tek tek inceledim. Yüz liranın, yüz elli liranın altında mevsim sebzesi yok. Hani belki akşam dörtte çürümüş meyveleri, sebzeleri alıyorlardır, onunla bir öğün yapmaya çalışıyorlardır. Ama pazara yaklaşılacak gibi değil.

 

Emekli Muhsin Işık: “Ya çocuk aç kalacak ya ben – ben aç kalayım da çocuklar aç kalmasın”

Bugünkü ekonomi hakkında ne söyleyebilirsiniz? Ne diyeyim ki, ne denebilir ki? İnsanları başka yere yönlendirmekten ekonomiyi kimse konuşamıyor ki. İnsanlar hep sürekli başka şeyi konuşuyor, CHP belediyelerini konuşuyor. Her gün kalktığında bir belediyenin gözaltına alındığını düşünürsen, gündemi değiştirmek bu mudur bilemiyorum. Çünkü bugün aldığını yarın aynı fiyata alamıyorsun. Bugün bir domates yüz lira, yüz yirmi lira olursa, yirmi bin lira alan bir emekli ne yapabilir? Ben emekliyim, ne yapabilirim? Evim kira değil tamam ama sonuç olarak bende iki tane çocuk var. İki tane çocuğun bugünkü masrafı tam on sekiz bin lira. Yirmi bin lira alınca ne yapabilirim? İki bin lira ile ne geçinebilirim? Nasıl yapabilir insanlar? Kurbanı çocuklara nasıl göstereceğim? Yirmi bin lira veriyor. Dört bin lira da bayram parası verecek. Yirmi dört bin lira. Yirmi dört bin liranın tamamıyla kurbanı alabiliyor musun? Alamıyor. Bugün kuzuya bile insanlar otuz bin lira diyor. Dün bir arkadaş aldı, otuz iki bin liraya kuzu almış. Büyükbaşı zaten kesme şansın hiç yok. Bu nasıl bir ekonomi? Zaten ekonomiyi konuşamıyoruz, kesin o. Her gün bir şeyle uyandığımız için, farklı bir yöntemle uyandığımız için insanlara ekonominin bozuk olduğunu göstermiyorlar.

Üç yüz seksen lira peynirin kilosu, dört yüz lira, yedi yüz liraya kadar var. En düşük dört yüz lira. Nasıl alabilirim? Alabilen varsa başka bir düşüncesi vardır. Ben anlamıyorum. Normalde evimize kırmızı et zaten girmiyor, tavuk alıyoruz arada sırada. Tavuk eti yiyoruz arada sırada. O da üç harfli marketlerde indirime girerse doksan liraya, seksen liraya anca. Bazı marketlerde şu anda tavuğun kilosu iki yüz elli lira.

Hayat vallahi zor. Eskiden çocuklar daha iyi bir hayat sürüyordu. Bugün her gün kalktığımızda bir yanlış bir şeyle uyanıyoruz. Her gün bir çocuk ölmüş, üç çocuk ölmüş, beş çocuk ölmüş. İnsanlar pazarda atılan meyveleri topluyor. Her gün bununla karşılaşıyoruz ülkede. Bu hayatı iyi yaşamak mıdır, kendini kurtarmak mıdır bilemiyorum. Bence artık buraya geldi bu iş. Önemli olan kendi hayatını idame ettirebilmek. Başka türlü şey yok. Ya çocuğun aç kalacak ya sen aç kalacaksın. Biri aç kalacak. Ama ben aç kalacağım, çocuğumun aç kalmayacağına göre ben aç kalacağım.

Bugün en düşük ev kirası Soma’da on beş bin lira. Benim evin altında var, adam on sekiz bin lira istiyor kiraya. On sekiz bin lira. Yirmi bin lirayla adam nasıl durabilir burada? Nasıl iyi olabilir ekonomi Allah aşkına? Ekonominin iyi olması için hepimiz ekonomiyi konuşmamız lazım. Herkes hür yaşaması lazım. Yediğimiz, içtiğimiz her şeyi yememiz lazım değil mi? Çocuklar yiyemiyor. Kendimiz zaten yemeyi bıraktık, çocuklara da yediremez hale geldik. Çocuklar yemiyor ki. Kaç kişinin çocuğu yiyebilir yani Soma’da şu anda? Bir sürü maden şirketi iflas etti, insanlar parasını alamıyor. Madenlerin birisi kapanıyor, bizim çalıştığımız maden geçen gün kapanmaktan zor kurtulduk.

Bu iş böyle. Ekonomi bozuksa bozuktur. Bu ne hükümet, ne A parti, ne B parti, fark etmez. Bozuksa bozuktur. Öncelikle kendimizi düşüneceğiz, pazara gideceğiz, pazardan alamayacağız, çocuklar yiyemeyecek. Önemli olan bunlar. Ama yok, daha iyiyse o zaman diyecek bir şey yok. Benim için iyi değil, kesinlikle iyi değil. Çünkü ben çocuğuma her türlü şeyi yediremiyorum. Benim çocuğum sağlıklı büyümüyor. İki tane çocuğum var, ikisi de sağlıklı büyümüyor. Biri ilkokula gidiyor, biri ortaokula gidiyor, liseye geçecek, bu sene lise sınavına girecek. İkisi de doğru düzgün beslenemiyor. Sağlık durumu bozuluyor tabii haliyle. Benim sağlık durumum bozuk olduğu gibi onların sağlık durumu da bozuluyor. Benim ruhsal dengem bozuluyor, onlar yemediği için. Onlar iyi yemediği için onların da sağlık durumu bozuluyor. Ortalaması nasıl olacak? Diyecek bir şey yok bu saatten sonra.

 


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Emekliler Soma’da meydanlara çıktı: “Emekliye bayram değil, yoksulluk dayatılıyor”Önceki Haber

Emekliler Soma’da meydanlara çıktı: “Eme...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar